7 Aralık 2015 Pazartesi

Bir Şarkı


Yolda..


Bas gitar ve davul.. 

Büyük bir fanus içinde başın. Aynı ritmde çalan müzik tekrar tekrar döner durur aklınızın kıvrımlarında. Uzağı göremeyen gözlerinizde büyür cadde boyunca ilerleyen araba ışıkları.. Bir an gelir üzerinize gelen ışığın sizi içine alacağını ve yükseleceğinizi düşünürsünüz. 

Akşamüzeri yolda bir insan.. bir baş.. bir duygu.. salınırsın..



8 Aralık 2014 Pazartesi

Bir Şarkının Peşinde


Bir Şarkının Peşinde orjinal adı Searching for Sugar Man olan 2012 yapımı bir Sixto Rodriguez belgeseli.

Güney Afrika'da baskının, ayrımcılığın, yasakların arasında bir adamın sesi yükselir, hakkında bilinen tek şey Cold Fact albümü ve tek kare görüntüsünün olduğu albüm kapağındaki fotoğrafından başkası değildir. Şarkıları yasaklanır radyoda çalınmaması için plakları çizilir fakat albüm tüm bunlara rağmen Amerika kıtasını aşıp Güney Afrika'ya ulaşmış ve burada milyonlara ulaşmıştır.

Müzisyen hakkında bir rivayet olur gider ki kiminin dediğine göre sahnede kendini yakarak intihar etmiş, kimi söylentiye göreyse evinde başından silahla vurmuştur. Bu adamın bir hikayesi olmalıdır ama nedense hiçkimse hiçbirşey bilmiyordur. 

Dünyaya şarkı söylemek için gelmiş ama yaşamın onu farklı taraflara sürüklediği bu mütevazi adamın hikayesini izledikten sonra insan kendisini mutlu hissediyor, birini daha tanımış olmanın mutluluğunu yaşıyor.

Güzel bir adamın iyi kotarılmış bir hikayesi olarak izletiyor kendisini Searching for Sugar Man. Ve başlıyor çalmaya Rodriguez, sugar man, sugar man..





22 Mayıs 2014 Perşembe

Children

Birbirlerinden tek farkları başları üzerinde yazılı olan adlarından başkası değildir. Toplu halde eğitilir, toplu halde yaşar, aynı şekilde eğlenirler. Ta ki içlerinden biri zinciri kırana dek. Bir yandan George Orwell'ın 1984'ü , diğer yandan Pink Floyd'un The Wall'u yükselir aklınızda;

We don't need no education.
We don't need no thought control.
No dark sarcasm in the classroom.
Teacher, leave those kids alone.

Hey, Teacher, leave those kids alone!

Children, ölüm marşı eşliğinde korkunç bir ütopya olarak izletir kendisini.




21 Mayıs 2014 Çarşamba

Zero


İçine doğarız dünyanın ve seçemeyiz kaderimizi, rengimizle geliriz dünyaya. Bazıları sıfırda başlar hayata; belki yalnız, belki istenmeyen, kısaca diğerlerinden farklı..

Sıfır olmak, hep yalnız ve hep istenmeyen demek değildir, bu kötü kader yine Zero tarafından değiştirilecektir. 

Sıfır olmak tüm bunların yanında aslında içinde bulundukları o muhteşem gücün farkında olmamak demektir ve nihayet iki sıfırın biraraya gelmesi dünyada görülmemiş bir güç ortaya çıkaracaktir; o da sonsuz olur..


                                                                                                            Yönetmen Christopher Kezelos (2010)

Ayrıca bakınız: The Maker

20 Mayıs 2014 Salı

Göçmüş Kediler Bahçesi


En doğru masal anlamadan korktuğumuzdur diye başlar öykülerine Bilge Karasu. Saat mantığıyla birden başlar ve onikinci öyküye dek sürer. Sonra gece olur, gong çalar, masallar geceyarısı hikayelerine dönüşüverir. Her öykünün başında bir başka hikaye sizi bekler. Masalların biri biter biri başlar birisi de kitap boyunca sürer gider derken..

Ürkütür bu adam, düşündürür, sersemletir sizi ve sevdirir yazıyı. Cümleleri şahsına münhasır,  kelimeleri tıpkı kendi gibidir. Usuma düştü der, onun tarzı kendincedir.

Altıncı saatin masalı dehlize giden adam olur; bir ışığın peşinden saatlerce, günlerce gidip duran adam ışığı bulduğunda artık çoktan göremez olmuştur.

Usta Beni Öldürsene, yedinci masaldır; bir ip cambazının yüzündeki ben büyür ölümüne yakın, her sanatçısının bir sonu vardır, o sonunu vücudunda taşıyacaktır.

Türk edebiyatının güzel yüzü Bilge Karasu; iyi ki var olmuş, iyi ki yazmış, iyi ki bize bırakmış hikayelerini..

18 Mayıs 2014 Pazar

Toza Sor


"..Çöl hep oradaydı, insanın ölümünü, medeniyetlerin parlayıp sönmesini sabırla bekleyen beyaz bir hayvandan farksızdı. İnsanoğlu cesur göründü birden, insan olmaktan gurur duydum. Dünyanın bütün kötülükleri  kötülük gibi değil de, kaçınılmaz, iyi ve çöle galip gelmek için verilen müthiş savaşın parçalarıymış gibi geldi bana."

Los Angeles'ta bir otel odası, üstü açık bir ford, yollar, çöl, bir kafede çalışan Meksikalı garson kızla yakında ölecek olan arkadaşı ve Arturo Bandini sürüp giden hikayesidir Toza Sor.

Kitap sizi Bukowski'nin kapak yazısıyla karşılar, John Fante bir Tanrıdır Bukowski için. Anlatılan hikaye, cümleler, Bandini'nin hayatla, içinde bulunduğu trajik durumla dalga geçen hali, Camilla'ya önce pislik gibi davranıp sonra vicdan yapan durumu ve daha sonra da küçümsediği bu Meksikalı garson kıza aşık olup peşi sıra yaşananlar Fante'yi pek çok anlamda bence Bukowski'nin önüne geçirmektedir.

Arturo Bandini kimdir, tabiki  Minik Köpek Güldü'nün yazarıdır. Cebinde beş kuruş parası yoktur, kitap telifinde gelen birkaç yüz dolarla gidip aldığı yeni pantolonu, gömleği, ayakkabısı ve şapkasıyla otel odasında bir tur attıktan sonra hepsini çıkarıp çöpe atan adamdır, yeni kıyafetler asla ona göre değildir.


Toza Sor'la sayfalar boyunca Bandini'yle olmak, Camilla ile sahilde oturdukları geceyi yaşanmış saymak, dünyanın bir yerlerinde tüm bu olanların yaşandığına inanmak belki de ve olan bitenlerin ardından çöle doğru, toza doğru bir tekme sallamak..

"Güneye, büyük yıldızların bulunduğu yöne baktım. Orda Santa Ana çölünün bulunduğunu, o çölde büyük yıldızların altında bir kulübede benim gibi bir insanın yattığını ve çölün onu muhtemelen benden önce yutacağını biliyordum ve elimde onun bir çabasını, içine sürüklendiği amansız sessizliğe karşı verdiği savaşın bir ifadesini tutuyordum. Katil ya da barmen ya da yazar, ne olduğunun önemi yoktu; kaderi hepimizin ortak kaderi, onun sonu benim sonumdu; ve bu gece, pencereleri kararmış bu kentte onun ve benim gibi milyonlarca insan vardı; ölmekte olan çimen yaprakları kadar ayırt edilemez milyonlarca insan. Yaşamak yeterince zor, ölmekse büyük işti. Ve Sammy yakında ölecekti.."