11 Nisan 2011 Pazartesi

Amelie

Audrey Tautou'nun iri, siyah gözleri ve alnına uzanan kısacık kesilmiş saçlarıyla unutamadığımız Amelie, etrafındakileri mutlu etmek için uğraşan bir peri kızı gibi ve Audrey ile birlikte film, adeta mutluluğun sinemadaki yüzü oluyor. 


Henüz yalnızca festivallerde gösterilirken izleme fırsatı bulduğum Amelie'yi yıllar sonra tekrar izlediğimde hala insanın içinde güzel bir güne başlayacağı hissi uyandırıyor.  Sıcaklığı ve  neşesi dışında aynı zamanda renklerin, mekanların uyum içinde kullanıldığı filmde Yann Tiersen'in müzikleri tıpkı Elveda Lenin! gibi filmi unutulmaz yapan en önemli şeylerden birisi.




Amelie, hayatımızdaki ayrıntıların, küçük şeylerin, gündelik yaşamda unuttuğumuz pek çok şeyi hatırlatıyor bize. Bu anlamda filmdeki en güzel ayrıntılardan biri de sanırım duvarın içinden çıkan o kutu oluyor. Bir yetişkin için çok da birşey ifade etmeyen bu küçük eşyalar, bir çocuğun tüm yaşamı olabiliyor. Amelie'nin kutuyu bulması ve yıllar sonra sahibine tekrar ulaştırması, unutulan bir çocukluk heyacanını tekrar yaşatıyor.

Masalsı anlatımıyla Amelie, sinemanın neşesi olarak aklımızda yer ediyor...

1 yorum:

timeout dedi ki...

film listeme bunu da ekledim :)