30 Mart 2014 Pazar

Açlık

Henüz dünya üzerinde şimdiki gibi binlerce hikayenin, senaryonun olmadığı akılların daha boş, zihinlerin daha temiz olduğu, romanın ilk örneklerinin verildiği yıllarda yazılan Knut Hamsun'ın Açlık'ı zaman koridorundan geçip günümüze geldiğinde, cama vuruyor ama kırıp geçmeyi tabiki başaramıyor. 

Tüm gün zamanın bir türlü yetmediğinden şikayet edip, ordan oraya koşuşturup, toplum ve dünyaya karşı görevimizi yerine getirdikten sonra akşam gelip romanı elimize alıp okuduğumuzda zamanı geriye sarıyor ve romanla birlikte yalnızca acıkıyor acıkıyor ve  acıkıyorsunuz.


Romandaki açlık kitap boyunca öyle uzun süreli yaşanıyor ki psikolojik olarak içiniz kıyım kıyım olmuş bir halde kitabı bir kenara bırakıp tekrar geri dönme isteğiyle kaldığınız yerden devam ediyorsunuz.
Tıpkı Gregor Samsa gibi burada da kahramanımız durumunu o kadar çabuk kabulleniyor ve değiştirme isteği duymuyor ki açlığını bastırabilmek için yaptıkları trajedinin geldiği son nokta oluyor. Öyle ki; ağzınıza bir taş atıp onu dolaştırması, bir mısır koçanını veya en son bir kemiği kemirmesi gibi.

Modern öykülerden biraz kafanızı kaldırıp klasiklere yüzünüzü dönmek için keyifli bir roman Açlık.


Hiç yorum yok: