18 Mayıs 2014 Pazar

Toza Sor


"..Çöl hep oradaydı, insanın ölümünü, medeniyetlerin parlayıp sönmesini sabırla bekleyen beyaz bir hayvandan farksızdı. İnsanoğlu cesur göründü birden, insan olmaktan gurur duydum. Dünyanın bütün kötülükleri  kötülük gibi değil de, kaçınılmaz, iyi ve çöle galip gelmek için verilen müthiş savaşın parçalarıymış gibi geldi bana."

Los Angeles'ta bir otel odası, üstü açık bir ford, yollar, çöl.. Kafede çalışan Meksikalı bir garson kızla yakında ölecek olan arkadaşı ve Arturo Bandini sürüp giden hikayesidir Toza Sor.

Kitap sizi Bukowski'nin kapak yazısıyla karşılar, John Fante bir Tanrıdır Bukowski için. Anlatılan hikaye, cümleler, Bandini'nin hayatla, içinde bulunduğu trajik durumla dalga geçen hali, Camilla'ya önce pislik gibi davranıp sonra vicdan yapan durumu ve daha sonra da küçümsediği bu Meksikalı garson kıza aşık olup peşi sıra yaşananlar Fante'yi pek çok anlamda bence Bukowski'nin önüne geçirmektedir.

Arturo Bandini kimdir, tabi ki  Minik Köpek Güldü'nün yazarıdır. Cebinde beş kuruş parası yoktur, kitap telifinde gelen birkaç yüz dolarla gidip aldığı yeni pantolonu, gömleği, ayakkabısı ve şapkasıyla otel odasında bir tur attıktan sonra hepsini çıkarıp çöpe atan adamdır, yeni kıyafetler asla ona göre değildir.


Toza Sor'la sayfalar boyunca Bandini'yle olmak, Camilla ile sahilde oturdukları geceyi yaşanmış saymak, dünyanın bir yerlerinde tüm bu olanların yaşandığına inanmak belki de, ve olan bitenlerin ardından çöle doğru, toza doğru bir tekme sallamak..

"Güneye, büyük yıldızların bulunduğu yöne baktım. Orda Santa Ana çölünün bulunduğunu, o çölde büyük yıldızların altında bir kulübede benim gibi bir insanın yattığını ve çölün onu muhtemelen benden önce yutacağını biliyordum ve elimde onun bir çabasını, içine sürüklendiği amansız sessizliğe karşı verdiği savaşın bir ifadesini tutuyordum. Katil ya da barmen ya da yazar, ne olduğunun önemi yoktu; kaderi hepimizin ortak kaderi, onun sonu benim sonumdu; ve bu gece, pencereleri kararmış bu kentte onun ve benim gibi milyonlarca insan vardı; ölmekte olan çimen yaprakları kadar ayırt edilemez milyonlarca insan. Yaşamak yeterince zor, ölmekse büyük işti. Ve Sammy yakında ölecekti.."

1 Nisan 2014 Salı

İt Cazı



"Yeryüzü ile gökyüzü arasına sıkışmış birer sakıncayız senle ben aslında"

Yirmili yaşlarımızda okuduk hep İskender'i acılı ve yaralı yazılardı onunkisi; biraz rock'n'roll, biraz şiir, biraz da dünyanın tüm sınırlarını zorlayıp varsa bir kenarına varıp oradan tüm dünyaya haykırma isteği yolları kesiştiriyordu. Cangüncem, Yirmi 5april, İkizler Burcu Hikayeleri, Pop H'art  daha aklıma gelmeyen bir çok kitabı..

Uzun bir aradan sonra ele geçen bir İskender kitabı İt Cazı. Kısa notlar, metinler, şiirler ve Eyelpi'ye yazılan sözler;

"Eyelpi! Yüce Ruh! Her geçen gün gitgide kalınlaşıp büyüyen dudaklarına bir siyah karanfil deydirmenin tam sırası!
Bir gün ağlayabileceğini düşlüyorum bazen, üzüleceğini 
düşlüyorum. Özellikle de kendin için. Kendin için yıpranacağını
düşlüyorum. Terliyorum o zaman. O zaman ölüyorum diyorum.
Tabuta gerek yok! Bir hava boşluğuna atın beni!

30 Mart 2014 Pazar

Açlık

Henüz dünya üzerinde şimdiki gibi binlerce hikayenin, senaryonun olmadığı akılların daha boş, zihinlerin daha temiz olduğu, romanın ilk örneklerinin verildiği yıllarda yazılan Knut Hamsun'ın Açlık'ı zaman koridorundan geçip günümüze geldiğinde, cama vuruyor ama kırıp geçmeyi tabi ki başaramıyor. 

Tüm gün zamanın bir türlü yetmediğinden şikayet edip, oradan oraya koşuşturup, toplum ve dünyaya karşı görevimizi yerine getirdikten sonra akşam gelip romanı elimize alıp okuduğumuzda zamanı geriye sarıyor ve romanla birlikte yalnızca acıkıyor acıkıyor ve  acıkıyorsunuz.


Romandaki açlık kitap boyunca öyle uzun süreli yaşanıyor ki psikolojik olarak içiniz kıyım kıyım olmuş bir halde kitabı bir kenara bırakıp tekrar geri dönme isteğiyle kaldığınız yerden devam ediyorsunuz.

3 Mart 2014 Pazartesi

Crazy Train


Crazy Train 1980 yılında yayınlanmış enerjisi yüksek bir Ozzy Osbourne klasiğidir. Bazen unutulur, sonra akla gelir, dinlenir ama "All aboard! Hahahah hahaha" diye bağıran adam hep akılda kalır. Sanırım şarkının bu kısmı için bile dinlenebilir bu parça.

Her ne kadar Mr. Crowley ve Crazy Train'in yazarları Ozzy Osbourne, Randy Rhoads ve Bob Daisley olarak geçse de böylesi güzel heavy metal klasiklerinin ortaya çıkmasına sebep olan yegane müzisyen Randy Rhoads'un kendisi olmuştur.

Randy Rhoads, çok genç bir yaşta uçak kazasında hayatı kaybetmiş ancak olağanüstü yeteneğiyle, yaşadığı o kısacık hayatında eğer yaşasaydı daha pek çok güzel şarkı ve çalışmada yer alabilecek, kapasitesi yüksek bir gitarist olduğunu göstermiştir. Sanırım Ozzy Osbourne gibi işi  şov olan bir heavy metal adamı için de onun  varlığı büyük bir şans olmuştur. 

16 Aralık 2013 Pazartesi

Queen -Live At Wembley '86


Queen'in 1986 Temmuz'unda Wembley Stadyumu'nda (Londra) verdiği konserin havasını solumuş şanslı insanlar nerdesiniz? Artık hayatta olmayan bu dev adamın ardından onu izleyebilmiş olduğunuz için kendinizi kutsanmış hissedebilirsiniz.

Binlerce insandan oluşan kalabalığın önünde antik döneme ait bir tiyatro sahnesindeymiş gibi sahnede duran ve etrafını saran o koskocaman alan önünde şarkı söyledikçe büyüyen insan Freddie Mercury...

Grubun canlı performansı denildiğinde aklıma ilk gelen bu tarihi konser, otuza yakın seslendirilmiş Queen şarkılarıyla izlendikçe sanki değerini arttırıyor.

5 Aralık 2013 Perşembe

The Maker


Yalnız ölemeyiz. Kum saatinden düşecek son kum tanesiyle bitecek olan süre içinde ona hayat vermek ve onun da bir diğerine hayat vermesini sağlamak.. 

Maker, hikayenin içindeki süreklilikle aslında yaşamın bir anlamda nasıl bir döngü olduğunu göstermekte ve yine insan üzerinden gittiğimizde son noktada aradığımızın hep bir diğeri olduğunu göstermektedir.

Ve filmde öne çıkan en güzel kısım da yaratıcının yarattığı şeye müzikle hayat vermesi olur. Keman çalar, o dünyaya gözlerini açar, ilk ve son kez sarılırlar sonra puff, hikaye tekrar başa döner. Sonsuz bir tekrar..

Yönetmen Christopher Kezelos (2011)